Üretim alanını geziyoruz. Raflar dolu, istasyonların çevresinde yarı mamuller var, koridorlarda bir sonraki işlemi bekleyen parçalar sıralanmış. İlk bakışta büyük bir faaliyet görüyoruz. Peki akışı görebiliyor muyuz?
Bu durumu anlatmak için temsili bir diyalog düşünelim. Ev sahibi gururla soruyor: “Fabrikamızı nasıl buldunuz?” Ziyaretçi cevap veriyor: “Depolarınızı gezdik, teşekkür ederim. Peki üretimi ne zaman göstereceksiniz?”
Bunu belirli bir şirkette, belirli bir yöneticinin ağzından çıkmış doğrulanmış bir söz olarak değil; stokla üretim akışını karıştırmamızı anlatan bir benzetme olarak kullanıyorum.
Çok parça görmek, iyi akış görmek değildir
Yarı mamulün çokluğu kapasite kullanımını güçlü gösterebilir. Ancak parçalar işlemler arasında uzun süre bekliyorsa, müşteriye giden yol da uzuyor olabilir. Sorulması gereken yalnızca “Bugün kaç adet ürettik?” değildir. “Bir sipariş nerede bekliyor ve neden ilerleyemiyor?” sorusunu da sormalıyız.
Stok bazı dalgalanmaların etkisini örtebilir. Arıza, uzun ayar süresi, dengesiz çalışma veya güvenilmez tedarik, yüksek stok sayesinde bir süre görünmez kalabilir.
Stoku azaltırken sistemi de geliştirelim
Buradan “Bütün stokları hemen kaldıralım” sonucu çıkmaz. Çevrim stoğu, değişkenliği karşılayan stok ve tedarik koşullarından doğan ihtiyaçlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Sürecin güvenilirliğini geliştirmeden stokları rastgele düşürmek teslimatı riske atabilir. [1]
Bir ürün ailesi seçip mevcut stokları, bekleme sürelerini ve yenileme düzenini ölçebiliriz. Ardından belirli bir kaybı azaltıp stok seviyesini kontrollü biçimde gözden geçirebiliriz. Teslimat, kalite ve duruşları izleyerek ilerlemek gerekir.
Benim için fabrikanın büyüklüğü, içinde ne kadar malzeme tuttuğundan önce, müşterinin ihtiyacını ne kadar güvenilir bir akışla karşılayabildiğiyle anlam kazanıyor.
Görsel, yazıdaki anlatımı temsil eder; bir kitap sayfası veya tarihî olayın belgesi değildir.
DANIŞMANLIK · EĞİTİM · KOÇLUK


