İş güvenliği yalnızca bir öncelik olarak söyleniyorsa, yoğun bir günde başka bir önceliğin gerisine itilme riski vardır. “Safety First” ile “Safety Must” arasındaki ayrımı bu yüzden önemsiyorum: Güvenliği, üretimin vazgeçilmez koşulu olarak ele almak.
Burada bir şirketin resmî slogan değişikliğini aktarmıyorum. Üzerinde durduğum, yönetim kararlarında görmek istediğim yaklaşım.
Alcoa hikâyesinin düşündürdükleri
Charles Duhigg, The Power of Habit — Alışkanlıkların Gücü kitabında Alcoa ve Paul O’Neill örneğini, güvenliğe odaklanmanın kurumun çalışma alışkanlıklarını nasıl etkileyebileceğini anlatmak için kullanır. Yazarın kitap tanıtımında da bu örnek yer alır. [1]
Benim bu anlatıdan çıkardığım ders, güvenliği bir afişe bırakmamaktır. Bir tehlikenin bildirilmesi, zamanında ele alınması ve çözümün takibi; iletişim, bakım, standart iş ve lider davranışını birlikte ilgilendirir.
Bu hikâyeyi tek bir uygulamanın şirketin bütün finansal başarısını yarattığının kanıtı olarak okumamak gerekir. Asıl değerli soru şudur: Güvenlik hakkında söylediğimiz sözler, günlük kararlarımızda nasıl karşılık buluyor?
Baskı arttığında ne yapıyoruz?
Teslimat baskısı, maliyet hedefi veya ekipman verimliliği göstergesi, bilinen bir tehlikeyi görmezden gelmenin gerekçesi olamaz. Çalışan, bir anormalliği bildirdiğinde suçlanacağını düşünüyorsa panodaki güvenlik mesajı tek başına yeterli değildir.
Tehlike ortaya çıktığında kimin bilgilendirileceği, hangi koşulda işin durdurulacağı ve güvenli biçimde yeniden başlama kararını kimin vereceği açık olmalıdır. İşletmeye ve işe özgü riskler, yetkin ekiplerce değerlendirilmelidir.
Benim için “Safety Must” şu soruda somutlaşır: Bugünkü hedefi tutturmak uğruna, yarın bir insana açıklayamayacağımız bir riski kabul ediyor muyuz?
DANIŞMANLIK · EĞİTİM · KOÇLUK


