“Gerekmediğinde iletişim” dediğim şey, yalnızca bir iş istemek için kurmadığımız bağdır. Ortada bir rapor, onay veya problem yokken hâl hatır sormak; dinlemek, takdir etmek ve fikir almak.
İnsanlarla sadece sonuç beklediğimizde konuşursak, ilişkimiz de o beklentinin sınırlarına sıkışabilir. Düzenli ve içten bir iletişim ise birbirimizi anlamamız için alan açar. Bunu bir beyin veya bilinçaltı kuralı olarak değil, iş hayatında önem verdiğim bir tutum olarak söylüyorum.
Güven, zor gün gelmeden kurulur
Bir gün hata konuşacağız. Bir değişiklik isteyeceğiz. Zor bir kararı birlikte değerlendireceğiz. Daha önce birbirimizi dinleyebilmiş olmak bu konuşmayı kolaylaştırabilir; fakat kimseye bizden gelen her talebi kabul etme borcu yüklemez.
Güveni, gerektiğinde harcayacağımız bir kredi gibi görmemeliyiz. Karşımızdakinin itirazına da kulak verebiliyor muyuz? Verdiğimiz sözü tutuyor muyuz? İşi yapması için gerekli zamanı, bilgiyi ve desteği sağlıyor muyuz?
İnsana saygının günlük karşılığı
İnsana saygı, samimi sohbetten daha geniştir. Güvenli çalışma koşulları, adil davranış, öğrenme imkânı ve çalışanın problem çözmeye katılması da bu yaklaşımın parçalarıdır.
Bazı ekiplerde sorunlar saklanır; bazılarında çalışan “Gel, bunu birlikte inceleyelim” diyebilir. Aradaki farkı tek bir iletişim alışkanlığı açıklamaz. Yönetimin hataya verdiği tepki, iş yükü, yetki ve adalet duygusu da belirleyicidir.
Yine de küçük bir başlangıç elimizde: Bugün bir çalışma arkadaşımızı, ondan bir şey istemeden dinleyebiliriz.
DANIŞMANLIK · EĞİTİM · KOÇLUK


