Cezmi Aytekin · Yalın Dönüşüm
Peter Wason’ın 2–4–6 problemi olarak bilinen düşünme görevinden uyarlanmış bir örnek düşünelim. Aşağıdaki sayılar ve konuşmalar, yöntemi anlatmak için sadeleştirilmiştir; deney tutanağı değildir.
Katılımcılara şu sayı dizisini veriyor:
2 – 4 – 6
Ardından dizinin hangi kurala göre oluşturulduğunu bulmalarını istiyor.
İlk tahminimiz şu olabilir:
“Sayılar ikişer ikişer artıyor.”
Bu tahmini sınamak için 8–10–12 veya 20–22–24 dizilerini deneyebiliriz.
Araştırmacı her defasında:
“Evet, bu dizi de kurala uyuyor.” diyor.
Olumlu cevap aldıkça doğru kuralı bulduğumuza daha fazla inanabiliriz.
Oysa gerçek kural, sayıların ikişer artması değil; her sayının bir öncekinden büyük olması.
Yani 1–5–23 veya 3–4–100 dizileri de kurala uyar.
Peki insanlar neden gerçek kuralı bulmakta zorlanıyor?
Çünkü tahminlerinin yanlış olup olmadığını araştırmak yerine, doğru olduğunu
kanıtlamaya çalışıyorlar.
Oysa 2–4–7 dizisini deneseler, araştırmacı yine “Evet” diyecek ve sayıların mutlaka ikişer artması gerekmediğini hemen anlayacaklar.
Aslında günlük hayatta da çoğumuz böyle davranıyoruz.
-Tuttuğumuz takımın iyi taraflarını, rakibin kötü taraflarını görüyoruz.
-Memleketimiz eleştirildiğinde kişisel olarak alınıyoruz.
-Siyasi görüşümüze uyan bilgileri hemen kabul ediyor, uymayanları ise çoğu zaman incelemeden reddediyoruz.
-Kendi tarafımızın hatasına gerekçe buluyor, karşı tarafın aynı hatasını büyütüyoruz.
İş hayatında da durum çok farklı değil:
-Biz bunu daha önce denedik. “Iı ııh! Bizde olmaz”
-Bizim sektörde bu yöntem çalışmaz.
-Müşteri böyle istiyor.
-Bu ürün başka türlü üretilemez.
-Yıllardır böyle yapıyoruz.
Peki ya yıllardır yaptığımız şey doğru değilse?
-Ya yüksek stokları işimizin gereği zannediyorsak?
-Ya uzun hazırlık sürelerini kaçınılmaz kabul ediyorsak?
-Ya beklemeleri, gereksiz taşımaları ve tekrar işleri artık göremez hâle geldiysek?
-Ya sorunun çalışanlarda olduğunu düşünüyor ama aslında hatalı sistemi savunuyorsak?
Bir yöntemi uzun zamandır kullanıyor olmamız, onun doğru olduğunu göstermez.
Bazen yalnızca o yönteme alıştığımızı gösterir.
Sürekli iyileştirme belki de şu sorularla başlıyor:
-Ya düşündüğüm gibi değilse?
-Ya yanlış biliyorsam?
-Ya yanlış anladıysam?
-Ya bu işin daha iyi bir yolu varsa?
⚠️ Hangi kanıt fikrimi değiştirebilir?
Eğer “Hangi kanıt fikrimi değiştirebilir?” sorusuna vereceğimiz cevap “Hiçbir şey” ise savunduğumuz şey artık bir düşünce değil, sorgulanamaz bir inançtır.
Artık biz o fikrin sahibi değilizdir; o fikir bizim sahibimiz olmuştur.
Fikir değiştirmek zayıflık değildir.
Bazen “Ben artık böyle düşünmüyorum” diyebilmek, hem insanın hem de kurumların gelişebilmesi için gereken en büyük erdemdir.
Sizce şirketlerde değişimin önündeki en büyük engel, gerçekten yöntemlerin yetersizliği mi; yoksa alışkanlıklarımızı savunma biçimimiz mi?
DANIŞMANLIK · EĞİTİM · KOÇLUK


