Tavşan ve kaplumbağanın hikâyesini biliriz. “Yıllardır böyle yapıyoruz” hikâyesi ise birçok işletmede her gün yeniden anlatılır.
Yavaş ama düzenli ilerlemek, büyük bir heyecanla başlayıp kısa sürede durmaktan daha iyi sonuç verebilir. Yalın dönüşümde asıl merak ettiğim, bu düzenliliği nasıl kurduğumuz.
Bir sonraki krizi beklemek
Büyük problem çıkar. Patron kızar. Toplantılar yapılır. Danışman çağrılır; bazen o danışman ben olurum. Hedefler açıklanır, herkes birkaç ay tavşan gibi koşar. Sonra yorulur, gündem değişir ve bir sonraki krize kadar eski alışkanlıklar geri gelir.
“Amirim söylerse yaparım”, “Benim görevim üretmek, iyileştirmek değil” deniyorsa katkı yalnızca birkaç kişiye bırakılmış demektir. Böyle bir düzenin sürekli öğrenmesini beklemek zor.
Küçük adımların devamını sağlamak
Bugün gereksiz bir hareketi incelemek, yarın malzemeyi doğru yere almak, başka bir gün takım arama süresini azaltmak… Bunların her biri, doğru problemle ilişkilendirildiğinde ve sonucu korunduğunda değerli olabilir.
Çok öneri toplamakla çok iyileştirme yapmak aynı şey değildir. Fikrin değerlendirilmesi, güvenli biçimde denenmesi ve işe yarayan yöntemin standarda girmesi gerekir. Katkıyı yalnızca sayı üzerinden ölçersek yeni bir yarış kurup asıl ihtiyacı kaçırabiliriz.
Çalışana düşünme ve deneme imkânı sunmak, gerekli zaman ve desteği sağlamak yönetimin işidir. Hangi değişikliği kimin onaylayacağı da belli olmalı; iyileştirme yetkisi kontrolsüz değişiklik anlamına gelmez.
Benim sorum şu: Bir sonraki büyük sıçramayı mı bekliyoruz, yoksa her gün ilerlemeyi mümkün kılan bir çalışma düzeni mi kuruyoruz?
Görsel, çalışanların iyileştirmeye katılımını anlatmak için kullanılmıştır; belirli bir yılın doğrulanmış saha kaydı olarak değerlendirilmemelidir.
DANIŞMANLIK · EĞİTİM · KOÇLUK


